Bugün:
Ana Sayfa || E-Mail
BENİMDE SİTEM OLSUN İŞ YERİM VE KENDİMİ TANITACAGIM NET DÜNYASINDA DİYORSAN BİZİMLE KONTAK KURUNUZ. salvodor36@hotmail.com .hertürlü site yapılır

« Önceki |

30/5/2009

YUMURTADAN CİVCİVE...

2/5/2009

KANGURULAR

Yeni doğmuş bir kanguru yavrusu, ilk anlarda bir fasulye tanesinden daha büyük değildir ve bacakları henüz gelişmeye başlamıştır. Ayrıca kanguru yavruları ilk doğduklarında kördürler. Çünkü memeli yavrularının tümünün anne karnında geçirdikleri bir dönemde dünyaya gelen yavrular tam olarak gelişmemiştir. Bu nedenle yavru kangurular için annelerinin vücudunda hazırlanmış olan tüylü kese çok önemli bir korunma yeridir. Bu kese yavru büyüdükçe genişleyecektir. Kesenin girişinde yavrunun fırlamasını engelleyen özel kaslar vardır; bu kaslar, anne kanguru suya girdiğinde de içeriye suyun dolmasını engelleyecektir.
Kanguruların sütü de yavruların tam ihtiyacı olan özelliklerdedir. Yavrunun büyümesiyle birlikte sütün içindeki maddeler değişir. Sütün bileşimindeki yağ ve diğer bileşikler yavrunun büyümesine paralel olarak zamanla değişir.
İlk yavru bu besleyici sütü emmeye devam ederken hemen ardından doğan ikinci yavru için, hazmı kolay olan süt verilmeye başlanır. Üçüncü yavru dünyaya geldiğinde ise, farklı nitelikte üretilen sütlerin sayısı üçe çıkar. Her yavru kendine hazırlanan sütü kolaylıkla bulur, hiç karışıklık olmaz. Bu beslenme sisteminin özel bir yaratılışın eseri olduğu çok açıktır. Anne kangurunun bu işi bilinçli olarak düzenleme imkanı yoktur.
Bir hayvan, nasıl olur da, farklı büyüklüklerdeki yavruların ihtiyacı olan sütlerin bileşimini hesaplar? Hesaplasa bile, bunu nasıl kendi vücudunda üretebilir? Bu üç ayrı sütü, üç ayrı kanaldan nasıl verebilir?
Kuşkusuz kanguru bunların hiçbirini kendisi yapmamaktadır; onun, vücudundan çıkan sütün üç ayrı türü olduğundan haberi bile yoktur. Bu, olağanüstü işlem, kangurunun yaratılışındaki ihtişamdan kaynaklanmaktadır.

 

21/3/2009

Buhar makinesi

Buhar makinesi, buharın içinde var olan ısı enerjisini, mekanik enerjiye dönüştüren bir dıştan yanmalı motordur. Buhar makineleri, lokomotifler, buharlı gemiler, pompalar, buharlı traktörler ve endüstriyel devreler olabilir.

Bir buhar makinesi basınç altında buhar üretmek için suyu kaynatacak bir kazana ihtiyaç duyar. Herhangi bir ısı kaynağı kullanılabilir, fakat genelde odun, kömür veya petrol türevi yakıtların yakılmasından elde edilen ateş kullanılır.

Çalışma prensibi olarak, ısı enerjisini alan su buharlaşarak genişler ve bir odacığa alınır, odacık soğutulduğunda sıvı hale geçen buhar vakum yaratır böylece mekanizmaların hareket alması ile mekanik enerjiye yani işe dönüşür.




********************************

*


3/3/2009

MIKNATIS



Demir, nikel, çelik gibi bazı metalleri kendine çeken, bunu da manyetik kutup özelliği sayesinde yapabilen maddeye mıknatıs denmiş. Manyetik alana sahip materyale mıknatıs denir yani. O da özünde bir metaldir ve çoğunlukla “U” harfi şeklinde biçimlendirilmiştir. İki ucu, diğer bir deyişle iki kutbu, manyetik bir itme ve çekme gücüne sahiptir.

Aslında her şeyin kendine göre bir çekilme yetisi vardır. Demirinki çok yüksekken, sıvı oksijeninki çok düşüktür örneğin. Su bile manyetik alan tarafından hareketlendirilebilir.

Bahsettiğimiz bu manyetik çekiş ve itiş gücüne doğal olarak sahip bulunan tiptekilere tabii ya da doğal mıknatıs, sonradan kazandırılan güçlerle bu hale gelmiş olanlara suni ya da yapay mıknatıs, ham demirden bir parçanın çevresine sarılmış selenoit isimli geçirgen bir madde yardımıyla elektrik akımı geçiren ve bu şekilde mıknatıs özelliği kazanmış olanlara da elektromıknatıs denir. Elektromıknatıs geçici, diğer ikisi ise kalıcı mıknatıs özelliğine sahiptir.

“Magnetit” olarak bilinen ve kimyasal açılımı Fe3O4 olan demir cevheri, magnetik özellikler taşır. Mıknatıs taşı denen ve doğal olarak çekim gücüne sahip olan cevher de mıknatıs yapımında kullanılır. Ancak bunu çokça bulmak mümkün değildir.

Manyetik alanın birimi ‘tesla’, manyetik alanın çekim gücü birimi ise ‘weber’dir.

İsim kökeni ve kısa tarihi

Mıknatıs sözcüğünün kökeninin bizim topraklardan geldiğine dair bir bilgi var: İngilizce ‘magnet’ kelimesi, mıknatıs maddesinin çok bulunduğu Manisa, eski adıyla Magnesia’dan türemiş. Bir diğer bilgi de Latin kökenli ‘manyes’ kelimesinin ‘manyesia’ya dönüşmesi ve İngilizce ‘magnet’ e dönüşmüş olduğudur.
Mıknatıs kullanarak ilk kez pusula yapan millet kimilerine göre Araplar olmasına rağmen, çoğu tarihçi Çinliler üzerinde duruyor. Mıknatıs taşının tahta üzerine yerleştirilip su dolu bir kaba bırakıldığında kuzey – güney doğrultusunu işaret ettiğini nasıl buldular, onu bilemiyoruz tabii ki. Bildiğimiz, onları Yunanlıların takip ettiği. Ünlü filozof ve bilim adamı Tales, magnetizma konusunda o zamana kadarki en ciddi araştırmaları yapmış ve bulduklarını aktarmış. İngiliz bilim insanı William Gilbert de “De Magnete” isimli kitabında dünyanın küresel bir mıknatıs olduğunu açıklamış. Buna göre, elimizdeki pusula doğal olarak yerkürenin manyetik kutbunu işaret ediyor.

Elektrik ile magnetizma arasındaki ilişki tabii ki bundan çok uzun zaman sonra ortaya çıkarılabilmiş. 1819’da, Danimarkalı profesör Hans Christian Oersted, bir derste uyguladığı deneyde, elektrik devresinin açılma ve kapanması ile yakında bulunan pusulanın iğnesinin saptığını görmüş. Araştırmasını bu yönde geliştirince, bir mıknatısın yanındaki telin içinden akım geçirildiğinde mıknatısın teli hareket ettirdiğini gözlemiş. Böylece elektrik ile magnetizma arasındaki ilişki kanıtlanmış. Andre Marie Ampere, Dominique François Arago, Georg Simon Ohm, Michael Faraday gibi ünlü bilimciler, bu konudaki bulguları gitgide daha da geliştirmişler. Elektrik ve magnetizma arasındaki çalışmaları o zaman için en üst düzeye çıkaran bilim adamı ise James Clerk Maxwell olmuş.

Mıknatıs kutuplarını belirlemek için kuzey ve güney ifadeleri kullanılır. Bu aslında yerkürenin manyetik alanı ile benzeşir. Yerküreyi bir mıknatıs gibi düşünürsek, Kuzey Kutbu tarafındaki manyetik kutup güney, Güney Kutbu tarafındaki manyetik kutup ise kuzey olur. Bu tersliği özellikle vurgulayalım. Kendi haline bırakılan bir mıknatıs gidip kuzey-güney yönünü bulacaktır. Kuzey Kutbu’nu gösteren tarafı pozitif kutup, Güney Kutbu’na dönük tarafı ise negatif kutup olarak adlandırılır. Zıt kutuplar birbirini çekerken, aynı kutuplar itme eğilimi gösterirler.

Elimize bir çubuk mıknatıs alıp onu bir şekilde ikiye bölebilirsek, ayrı iki mıknatıs elde ederiz ve onun da aynı şekilde kutupları olur. Bu iki kutbun çekim gücü de birbirine eşit. Zaten kutup dediğimiz kısımlar, atomların diziliminden ötürü, manyetik alanın en güçlü olduğu yerler.

Bilimsel adı manyetit olan doğal mıknatıs, kristal yapılı bir demir cevheridir. Manyetik kutup özelliği taşıyan nikel, kobalt gibi özel maddeler çeşitli şekilde bildiğimiz mıknatıs haline getirilebilir: Var olan bir mıknatıs ile temas ettirilebilir veya yerkürenin manyetik meridyenine paralel bir şekilde yerleştirilip sert bir darbe uygulanabilir.

Bütün maddeler, proton, nötron, elektron gibi parçacıklardan oluşur. Bunlar en basit ifadeyle kendi kendilerine dönerler ve bu da onlara bir manyetik alan gücü kazandırır. Bu mantıkla, tüm maddelerin manyetik olması gerekir ama güçleri farklıdır. Bunun sebebi de parçacıkların dizilimidir. Örneğin eğer parçacıklar çok sık dizilmişse, her biri bir diğerinin manyetik alanını ortadan kaldırır. Mıknatısta bu dizilim en yüksek çekimi oluşturacak biçimdedir.

Elektronlar manyetik alan oluşturma işinde çok başarılıdır. Bir atom içinde, elektronlar yörüngelere dizilmiş çiftler halinde ya da tek tek bulunabilir. Çift halinde iseler, dönüş yönleri birbirine terstir. Bazı atomlarda da çift olmayan elektronlar bulunur. Tüm mıknatıslar çift olmayan elektronlara sahiptir ama çift elektronlu tüm atomlar manyetik olmayabilir.

Elektromıknatıs yapmak için yalıtılmış çok ince kablolar ham demire sarılır ve kablolardan elektrik akımı geçirilir. Elektrik akımı kesildiğinde, mıknatıs özelliği de kaybolur. Manyetik alanlar, elektrik akımları sayesinde oluşur. Akım taşıyan tek bir telin çekim gücü az olacağı için, bobin denen makara etrafına bir çok tel sarılır ve çekim alanı böylece güçlendirilir. Bakın şurada minik bir elektromıknatıs yapmanın en basit yolu anlatılmış.

Mıknatısla ilgili diğer bazı bilgiler

Mıknatısın kullanıldığı başlıca yerlere bakacak olursak, pusula, bildiğimiz VHS videolar, kasetler, bilgisayarların içindeki floppy diskler ve hard diskler, kredi ve ATM kartları, televizyon ve bilgisayar monitörleri, kapı zili, hoparlör ve mikrofonlar, elektrikli motor ve jeneratörler, transformatörler öne çıkıyor. Dikiş makinelerini de unutmayalım; yere saçılan bin tane toplu iğneyi en ufak hasarla toplamanın tek yolu mıknatıs değilse nedir? Bir de buzdolabı kapaklarının üstüne yapıştırılan süsler var tabii.

Eğer canınız bir mıknatısı bozmak istiyorsa, çok fazla ısıtın, mıknatısları birbirine vurun ya da mıknatısın üzerine ağır bir şeyle darbeler indirin. Canınız kıymetli elektronik cihazlarınızı bozmak istiyorsa da yanlarına bolca mıknatıs yerleştirin.

3/3/2009

TEKERLEĞİN İCADI


Tekerlek
 Tabiatta hiç bir örneğine rastlanmadığı halde, bize son derece doğal gelen ve modern tekniğin ekseni olacak kadar önemli bir icadı, tekerleği de Güneybatı Asya'ya borçluyuz.

Elimize, tekerleğin hangi tarihte icat edildiğini gösterecek hiç bir belge geçmemiştir. Ancak bu aracın günümüze en eski çağlardan geldiği de kesindir. Amerikalı arkeolog Speiser, Gawra'da, M.Ö. 3.000-2.500 yıllarının kalıntılarında tekerleğe rastlanmış; İngiliz meslektaşı Woolley de Ur'da, M.Ö. 2.950 yıllarından kalma mezardan bir tekerlek çıkarmıştı. Ne gibi bir ihtiyacın bu icada yol açtığı kesinlikle bilinmiyor. General Frugier'nin ilginç ve inandırıcı varsayımına göre; Yontma Taş Çağı'ndan başlayarak insan, avladığı hayvanı, kaya parçaları gibi bazı şeyleri taşıma ihtiyacını duymuştur. Bu soruna çare ararken, kesilmiş bir ağacın yuvarlandığını, böylece taşımayı kolaylaştırdığını fark eden insanlar yüklerini iki ağaç kütüğünün üzerine koymayı akıl ettiler. İngiliz tarihçisi Maccurdy'ye göre; tekerleğin atası, tomar denilen silindir biçiminde durulmuş kağıt ya da deridir. Bu gelişmeyi kazılar da doğrulamaktadır. Yapılan kazılarda Sümer ülkelerinde, M.Ö. 3.000'den kalma kızaklar ve arabalar çıkartılmıştır
Tekerleğin icadını hemen arabanın izlediği kesindir. Bir çift tekerleği dingille birleştirmek ve buna demirsiz bir saban oturtmak işten bile değildir. Gerçekten de, M.Ö. 3.000 yıllarının Sümer kalıntılarında rastlanan arabalar böyledir. Sürücüsü, iki tekerleğin arasına konmuş bir eyere, ata biner gibi otururdu. Bu taslak çabuk gelişerek dört tekerlekli bir araç oldu; fakat henüz ön tekerlekler sabitti.

Bu araca ilkin hangi hayvan koşulmuştu? Fransız arkeologu Georges Contenau'ya göre, yaban eşeği. O dönemde, bu bölgede at bilinmiyordu ve henüz sözünü etmediğimiz Türkler atı ehlileştirmişlerdir.

Ortaçağda önemli bir rol oynayacak olan bu ulus. Orta Asya, Doğu Sibirya ve Mançurya'da yaşamaktaydı. Henüz Yontma Taş Çağı'nda yaşayan bu göçebe halkın hayatı, Babil ve Mısır uygarlığının tam karşıtıydı. Ama onların buz gibi ve dümdüz steplerde uzanan ülkeleri. Yakın Doğu'nun güneşli ve serin vahasının da karşıtı değil miydi? Asyalı göçebe halkın hayatı, her çeşit yiyeceğe alışan bu yorulmaz hayvanın, atın sırtında geçiyordu. Onu gem'e alıştıran Türklerin Güneybatı Asya'ya akınları sonucunda, bu bölgede atı tanıdı, ilk uygarlıklar, insanlığın bu en soylu buluşunu, paha biçilmez armağanını onlardan aldılar.

Koşum kayışlarıyla arabaya bağlanan atla birlikte ilk savaş aracı da doğmuş oldu. Antik dünya, arabayı ve atları bu korkunç görünümüyle ilk defa tanıyordu. Sonra M.Ö. 2.000 yılında Mezopotamya'da görülen araba, giderek Sami ırkından Hiksosların akınıyla Mısır'a girince, Firavun'un ordusunda, 1917'de ilk müttefik tanklarının Alman askerleri üzerinde yarattığı paniğe benzer bir korku yarattı. Mısırlılar hayvan gücü olarak henüz öküz ve eşekten yararlanıyorlardı. Ancak tecrübeden çabuk ders almayı bildiler. istilâcıları ülkeden atar atmaz bu yeni savaş aracını kullanmaya başladılar. Öyle ki. Mısır tarihinin en parlak dönemi olan Yeni İmparatorluk'tan kalan belgeler, Firavun'u gelecek kuşaklara savaş arabasının üstünde, bir eliyle dizginleri tutar, ötekiyle de düşmanı yere serer biçimde gösterebilmiştir.

Bunu izleyen on yüzyıl boyunca, araba, savaş alanlarında fetih aracı olarak hizmet etti. Asurlular, M.Ö. 1.000 yıllarında bir sürücünün kullandığı, iki savaşçıyı çeken çift at koşulmuş arabaları sayesinde dünyaya egemen oldular. Asur'un ünlü kralları Surgon ve Assurbanipal birçok şehirleri, güçlü savaş makineleri halini alan arabalarıyla kuşattılar. Bu arabaların, tekerlekleri üzerine oturtulmuş ağır koçbaşlarıyla şehir kapılarına saldırdılar; savaşçılar kalkanlarının arkasına saklanarak kale duvarlarının üstüne yürüdüler. Ancak bu ağır "topçu gücü"nün yanı sıra yeni bir silahlı birlik daha meydana getirmişlerdi: Atlılar. Bir halı parçasının üzerinde oturan bu eyersiz ve üzengisiz Asur atlıları, İskender’in fetihlerine yol açan öncüler oldular.

21/2/2009

dünyanın şekli

21/2/2009

DÜNYAMIZIN ŞEKLİ

DÜNYAMIZIN ŞEKLİ

Dünya’mız , kutuplardan basık, ekvatordan şişkin bir görünüme sahiptir. Dünyanın bu şekline “Geoit” denir. Dünya’mız tam ortasından geçtiği düşünülen bir eksen etrafında dönmektedir. Dünyamız, güneş sisteminin 9 gezegeninden biridir. Güneş'in çevresinde dolanır. Küre şeklinde olup; kutuplardan biraz basıktır. Eksenin Dünya'yı deldiği varsayılan noktalar kutup noktalarıdır. Dünya, bu eksen etrafında batıdan doğuya doğru döner.Ekvator Dünyamızı iki eşit parçaya böldüğünü varsaydığımız çizgiye Ekvator denir. Ekvatorun kuzeyinde kalan bölümüne Kuzey Yarımküre, güneyindekine ise Güney Yarımküre denir.

Ekvatorun 23 27' kuzeyinden geçen enlem çizgisine Yengeç Dönencesi adı verilir. Ekvatorun 23 27' güneyinden geçen enlem çizgisine ise Oğlak Dönencesi denir.Kutup daireleri, ekvatorun 66 33' kuzey ve güney enlem çizgilerinden geçen dairelerdir.Bu dairelere Aydınlanma Dairesi denir. Güneş ışınları Yengeç Dönencesine dik geldiğinde yurdumuzda yaz mevsimi; Oğlak Dönencesine dik geldiğinde ise kış mevsimi yaşanır.

Dünyamızı çepeçevre kuşatan 10.000 km kalınlığındaki havanın yapısında %78 Azot, %21 Oksijen, %1 de Su Buharı, Karbondioksit, Ozon, Toz bulunmaktadır.

İklim olayları atmosferin ilk 12 km'sinde oluşur. Güneş ısısının bize gelen kısmı %43'lük kısmıdır. Geri kalanı atmosferin katmanlarınca tutulur. Bizi ısıtan; Güneş'in Dünya'dan yansıyan ışınlarıdır. Dolayısıyla havanın üst katmanları daha soğuktur. Yaklaşık her 100 m'de 0.5 derece düşer.

Dünyamızın ısınmasına göre üç ısı kuşağı vardır:

Sıcak Kuşak: Dönenceler arasındaki bölgedir. Burada sadece yaz mevsimi vardır.

Soğuk Kuşak: Kutup noktaları ile kutup daireleri arasında kalan bölgedir. Buralarda sadece kış mevsimi yaşanır.

Ilıman Kuşak: Dönencelerle kutup daireleri arasında kalan bölgeler. Buralarda dört mevsim yaşanır.

21/2/2009

Gürültü ve Gürültü Kirliliği

 Geri Dön


Gürültü

İnsanlar üzerinde olumsuz etki yapan ve hoşa gitmeyen seslere gürültü denir. Özellikle büyük kentlerimizde gürültü yoğunlukları oldukça yüksek seviyede olup, Dünya Sağlık Örgütü'nce belirlenen ölçülerin üzerindedir.

Gürültü Kirliliği

Kent gürültüsünü artıran sebeplerin başında trafiğin yoğun olması, sürücülerin yersiz ve zamansız klakson çalmaları ve belediye hudutları içerisinde bulunan endüstri bölgelerinden çıkan gürültüler gelmektedir. Meskenlerde ise televizyon ve müzik aletlerinden çıkan yüksek sesler, zamansız yapılan bakım ve onarımlar ile bazı işyerlerinden kaynaklanan gürültüler insanların işitme sağlığını ve algılamasını olumsuz yönde etkilemekte, fizyolojik ve psikolojik dengesini bozmakta, iş verimini azaltmaktadır.


Gürültünün insan üzerindeki etkilerini 4'e ayırabiliriz:

1.Fiziksel Etkileri:
Geçici veya sürekli işitme bozuklukları.

2.Fizyolojik Etkileri:
Kan basıncının artması, dolaşım bozuklukları, solunumda hızlanma, kalp atışlarında yavaşlama, ani refleks.

3.Psikolojik Etkileri:
Davranış bozuklukları, aşırı sinirlilik ve stres.

4.Performans Etkileri:
İş veriminin düşmesi, konsantrasyon bozukluğu, hareketlerin yavaşlaması.


Gürültüye maruz kalma süresi ve gürültünün şiddeti, insana vereceği zararı etkiler. Endüstri alanında yapılan araştırmalar göstermiştir ki; işyeri gürültüsü azaltıldığında işin zorluğu da azalmakta, verim yükselmekte ve iş kazaları azalmaktadır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre; meslek hastalıklarının %10'u, gürültü sonucu meydana gelen işitme kaybı olarak tespit edilmiştir. Meslek hastalıklarının pek çoğu tedavi edilebildiği halde, işitme kaybının tedavisi yapılamamaktadır.


Bazı Gürültü Türlerinin Desibel Dereceleri ve Psikolojik Etkileri

Gürültü TürüDb DerecesiPsikolojik Etkisi
   Uzay Roketleri    170    Kulak ağrısı, sinir hücrelerinin bozulması
   Canavar Düdükleri    150    Kulak ağrısı, sinir hücrelerinin bozulması
   Kulak dayanma sınırı    140    Kulak ağrısı, sinir hücrelerinin bozulması
   Makineli delici    120    Sinirsel ve psikolojik bozukluklar (III.Basamak)
   Motosiklet    110    Sinirsel ve psikolojik bozukluklar (III.Basamak)
   Kabare Müziği    100    Sinirsel ve psikolojik bozukluklar (III.Basamak)
   Metro gürültüsü    90    Psikolojik belirtiler (II.Basamak)
   Tehlikeli bölge    85    Psikolojik belirtiler (II.Basamak)
   Çalar Saat    80    Psikolojik belirtiler (II.Basamak)
   Telefon zili    70    Psikolojik belirtiler (II.Basamak)
   İnsan sesi    60    Psikolojik belirtiler (I.Basamak)
   Uyku gürültüsü    30    Psikolojik belirtiler (I.Basamak)



Çeşitli Kullanım Alanlarının Kabul Edilebilir Üst Gürültü Seviyeleri

Kullanım AlanıSes basıncı düzeyi(gündüz)
dBA
   Dinlenme Alanları
   Tiyatro Salonları    25
   Konferans Salonları    30
   Otel Yatak Odaları    30
   Otel Restoranları    35
   Sağlık Yapıları
   Hastaneler    35
   Konutlar
   Yatak Odaları    35
   Oturma Odaları    60
   Servis Bölümleri (mutfak, banyo)    70
   Eğitim Yapıları
   Derslikler, Laboratuvarlar    45
   Spor Salonu, Yemekhaneler    60
   Endüstri Yapıları
   Fabrikalar (küçük)    70
   Fabrikalar (büyük)    80



Gürültüyü Azaltmak İçin Alınabilecek Tedbirler:
  • Hava alanlarının, endüstri ve sanayi bölgelerinin yerleşim bölgelerinden uzak yerlerde kurulması,
  • Motorlu taşıtların gereksiz korna çalmalarının önlenmesi,
  • Kamuoyuna açık olan yerler ile yerleşim alanlarında elektronik olarak sesi yükseltilen müzik aletlerinin çevreyi rahatsız edecek seviyede olmasının önlenmesi,
  • İşyerlerinde çalışanların maruz kalacağı gürültü seviyesinin en aza (Gürültü Kontrol Yönetmeliğinde belirtilen sınırlara) indirilmesi,
  • Yerleşim yerlerinde ve binaların içinde gürültü rahatsızlığını önlemek için yeni inşa edilen yapılarda ses yalıtımı sağlanması,
  • Radyo, televizyon ve müzik aletlerinin evlerde rahatsızlık verecek seviyede seslerinin yükseltilmemesi gerekmektedir.

21/2/2009

GÜRÜLTÜ VE İŞİTME

Image

GÜRÜLTÜ VE İŞİTME

İşitme Nasıl Oluşur:

Dış ortamdan gelen ses dalgaları kulak kepçesi tarafından toplanarak dış kulak yolu boyunca kulak zarına iletilir. Kulak zarı; dış kulak ve orta kulağı birbirinden ayırır. Ses dalgalarının kulak zarında yaptığı titreşimler orta kulakta bulunan ve sırasıyla çekiç,örs ve üzengi olarak isimlendirilen kemikçiklerde hareket oluşturur. Bu kemikçikler kulak zarı ile iç kulak arasında irtibat oluştururlar. Yani kulak zarında oluşan titreşimleri iç kulağa iletirler. İç kulakta labirent adı verilen ve işitme ve dengeden sorumlu organ tarafından alınan ses dalgaları işitme siniri boyunca beyne iletilir. Beyin gelen ses dalgalarını analiz eder ve işitme fonksiyonu gerçekleşmiş olur.

 

Sesin Şiddeti Nasıl Ölçülür :

 

Sesin şiddet birimi desibel (db)'dir. Bir sesin şiddedini belirtirken birim olarak db kullanılır. İnsan kulağının duyabildiği en küçük ses 0 db olarak kabul edilir. Bu oran logaritmik olarak artar. Yani 20 db, 10 db'den 10 kat daha şiddetli, 40 db, 10 db'den 1000 kat daha şiddetlidir. İnsanın 0 ila 180 db arasındaki sesleri duyduğu kabul edilir. Bazı seslerin şiddeti şu şekilde belirtilebilir.

 

0 db İnsanın duyabildiği en düşük ses şiddeti
30 db Fısıltı ile konuşma
60 db Normal konuşma veya daktilo sesi
90 db Kamyon sesi veya çim biçme makinesi sesi
100 dbAsfalt delme makinesi
115 db Konser veya barlarda yüksek sesli müzik
140 db Jet uçağı sesi

Genel olarak 85 db üzerindeki sesin kulağa zararlı olacağı kabul edilir.

 

Gürültü Kulağıma Nasıl Zarar Verir:

 

Yüksek şiddetteki ses iç kulaktaki işitme sinirlerine zarar verir. Sesin şiddeti ne kadar fazlaysa zarar verme ihtimali o kadar artar. Kulağa verdiği zarar sesin şiddeti kadar maruz kalma süresi ile de ilgilidir. Gürültü öncelikle yüksek frekanslardaki seslerin (ince seslerin) işitilmesini azaltır. Gürültüye maruz kalma süresi uzarsa daha alçak frekanslardaki seslerin işitilmeside etkilenir. Gürültüye sadece kısa süreli maruz kalınması geçici ve az işitme kaybı yapabilir. Ancak uzun süreli ve tekrarlayan gürültü genellikle kalıcı işitme kaybı yapar. 90 db gürültüye günde 8 saatten daha fazla maruz kalınması, 100db gürültüye günde 2 saat, 115 db gürültüye de günde 15 dk'dan fazla maruz kalınması kalıcı zararlar verebilir.

 

Ne Gibi Belirtiler Olur :

 

Gürültüye bağlı işitme kaybı olan hastalar erken safhalarda genellikle günlük yaşamlarında pek problem yaşamazlar. Çünkü gürültü önce yüksek frekanslı seslerin işitmesini bozar. Sadece gürültülü yerlerde duyulanı anlama zorluğu ve çınlama (tinnitus) hissedilebilir. Kulaktaki hasar ilerledikçe karşılıklı konuşmalarda da işitme kaybı gözlenir ve çınlama artar.

 

Muayenede ne Görülür: Gürültü, iç kulak adı verilen bölümü etkilediği için muayenede tamamen normal bulgular saptanır.

 

Nasıl Teşhis Konur:

 

İşitme kaybı ve çınlama şikayetiyle başvuran hasta da muayene normal olarak bulunduğu zaman, sebebin içi kulakta olduğu düşünülür. İç kulak hakkında bilgi sahibi olabilmek için odiometri adı verilen işitme testleri yapılır. Bu testlerde işitme kaybının derecesi ve hangi frekanslarda olduğu saptanır. Muayenede normal bulgular olması, odiometride yüksek frekanslarda iç kulakla ilgili işitme kaybının saptanması ve hastanın hikayesinde gürültüye maruz kalınma bilgilerinin olması ile teşhis konur.

 

Nasıl Tedavi Edilir:

 

Kısa süreli ve az şiddetteki gürültünün oluşturduğu hasarın kendiliğinden düzelme ihtimali olmasına rağmen kronik gürültünün iç kulak üzerine yaptığı hasar geri dönüşümsüzdür. Yani hasar devam eder. Sadece işitme kaybı eğer ilerlemişse işitme cihazları, ya da çınlama için bazı ilaçlar ve kulak cihazları kullanılabilir.

 

Nasıl Korunabilirim:

 

Gürültülü iş yerlerinde çalışan kişiler, iç kulak hasarından korunmak için mutlaka kulak tıkaçları kullanmak zorundadırlar. Sadece pamuk veya benzeri şeylerle kulakların tıkanması gürültünün azaltılmasında çok az etkilidirler. Gürültülü iş yerlerinde çalışma sürelerinin ayarlanması, kulakların korunması açısından önemlidir. Ayrıca bu iş yerlerinde çalışanlar yılda bir kez olmak üzere odiometrik ölçümlere tabi tutulmalıdır..

21/2/2009

gürültü görselleri





Dünyada milyonlarca insan günlük yaşamlarında gürültüye maruz kalıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün son araştırmasıysa, çoğu zaman şehir yaşamının bir uzantısı gibi görülen gürültünün insan sağlığına ne kadar büyük bir tehdit oluşturduğunun altını bir kez daha çizdi.

Araştırmaya göre, Avrupada kalp krizinden ölen hastaların yüzde 2’si gürültü kaynaklı stresin kurbanları. Veriler, gürültünün yarattığı kronik stresin kalp krizi, inme, yüksek tansiyon gibi tehlikeli sonuçlar doğurabildiğini gösteriyor.

Uzmanlar komşularının uzun süreli gürültüsüne maruz kalan kişilerde, okuma, dikkat gerektiren konulara yoğunlaşma, problem çözme gibi konularda sorunların baş gösterdiğini vurguluyor

Korink stres dikkatsizliği, dikkatsizlikte kazaları tetikleyebiliyor.

Üstelik bu rahatsızlıklara davetiye çıkarmak için gün içinde bir bulaşık makinesininki kadar sese maruz kalmak yeterli oluyor.